İstanbul’da yaşamanın maliyeti, temel gıda maddeleri üzerinden yapılan bilimsel bir çalışma ile bir kez daha gözler önüne serildi. Doç. Dr. Caner Özdurak tarafından hazırlanan “İstanbul’un Gıda Jeopolitiği” başlıklı çalışma, metropoldeki gıda enflasyonunun Türkiye ortalamasının kalıcı olarak üzerinde seyrettiğini ortaya koydu. Çalışmanın temel ölçüm birimi olan “Menemen Endeksi”, döviz kuru ve üretim maliyetlerindeki sarsıntıların İstanbul’daki tüketicilere çok daha hızlı ve şiddetli yansıdığını kanıtladı.
Araştırmaya göre, İstanbul’da gıda fiyatlarındaki yükseliş resmi tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) üzerinde bir seyir izliyor. Temel gıda ürünlerinin maliyetleri; döviz kuru hareketleri ve üretici fiyat endeksindeki (ÜFE) artışlara karşı aşırı hassas bir yapı sergiliyor. Menemen Endeksi üzerinden yapılan analizler, mutfak enflasyonunun resmi verilerden çok daha oynak ve sert olduğunu, bunun da özellikle sabit gelirli vatandaşların alım gücünde hızlı bir erimeye yol açtığını gösteriyor.
Ekonomim’den Şeyda Uyanık’ın haberine göre; Nisan 2026 dönemine ait verilere göre, menemenin ana bileşenlerinde karışık bir seyir izlendi. Yumurtada %4,20, kuru soğanda %1,96 ve çarliston biberde %11,05’lik düşüşler kaydedilmesine rağmen, domates fiyatlarındaki %26,27’lik sert yükseliş endeksi yukarı çekti.
Çalışmada, Mart 2026 sonuna doğru sebze fiyatlarının alt ve üst bantları arasında açılan geniş makasın Nisan ayında da etkisini sürdürdüğü vurgulandı. Geçtiğimiz Mart ayında çarliston biberde görülen %86,27’lik rekor artış, bu fiyat oynaklığının en somut örneği olarak kayıtlara geçti.
İstanbul’daki enflasyonun Türkiye genelinden ayrışması, metropol sakinleri için %4 ila %10 arasında ek bir yaşam maliyeti oluşturuyor. Bu durumun sadece talep yoğunluğundan değil, lojistik ve tedarik zincirindeki yapısal sorunlardan kaynaklandığı belirtiliyor. Özellikle konut, eğitim ve gıda kalemlerindeki bu fiyat farkı İstanbul’da yaşamayı “kalıcı olarak daha pahalı” hale getiriyor.
Halk arasındaki genel kanının aksine, yüksek fiyatların sorumlusunun perakende sektörü olmadığı çalışmada verilerle desteklendi. Perakende sektöründe kâr marjlarının %0,25 gibi oldukça düşük seviyelere gerilediği belirtilirken; fiyat artışlarının asıl kaynağının üretim maliyetleri, finansman yükü ve lojistik verimsizlikler olduğu ifade edildi. Tarım üreticilerinin faaliyet kârlılığı olsa da yüksek finansman giderleri nedeniyle net kârlılığın düştüğü ve bunun da arz sürdürülebilirliğini tehdit ettiği bildirildi.
İstanbul’un uzun tedarik zincirlerine olan bağımlılığını azaltmak ve fiyat istikrarını sağlamak amacıyla çalışmada şu somut öneriler sunuldu: