TBMM’ye sunulan kanun teklifiyle, bugüne kadar 16 hafta olarak uygulanan doğum izni süresinin 8 hafta artırılarak 24 haftaya çıkarılması planlanıyor. Düzenleme kapsamında ayrıca babalık izni ve bazı sosyal haklarda da değişiklik öngörülüyor.
Söz konusu teklifin, son yıllarda düşüş gösteren doğurganlık oranlarının artırılmasına yönelik politikaların bir parçası olarak hazırlandığı belirtiliyor.
Habertürk’te yer alan habere göre, halk arasında doğum izni olarak bilinen analık izni doğum sonrası dönem için 8 hafta artırılacak. Bu düzenlemenin yürürlüğe girmesi halinde Türkiye’de doğum izni süresi toplam 24 haftaya ulaşacak.
Hamileliği sorunsuz ilerleyen kadın çalışanların, doktor raporuyla doğumdan önceki dönemde çalışma süresi de yeniden düzenleniyor. Buna göre doğumdan önce çalışılabilecek süre 3 haftadan 2 haftaya indirilecek. Böylece çalışan kadınlar, 24 haftalık doğum izninin 22 haftaya kadar olan kısmını doğum sonrası dönemde kullanabilecek.
Kanun teklifi yalnızca anneleri değil, babaları da kapsayan bir düzenleme içeriyor. İş Kanunu’nda yapılacak değişiklikle birlikte işçiler için 5 gün olan babalık izni 10 güne çıkarılacak. Böylece babalık izni süresi memurlarla eşit hale getirilecek.
Teklif ayrıca önemli bir yenilik daha getiriyor. Buna göre bir çocuğa koruyucu aile olan işçi ve memurlara da 10 günlük mazeret izni verilmesi öngörülüyor. Daha önce bu hak yalnızca evlat edinenler için uygulanıyordu.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) verilerine göre dünyada ücretli doğum izni süresi ortalama 24,7 hafta seviyesinde bulunuyor. Türkiye’de yapılması planlanan düzenleme ile doğum izni süresinin dünya ortalamasına yaklaşması hedefleniyor.
Bazı ülkelerde doğum izni süreleri ise oldukça daha yüksek seviyelerde uygulanıyor. Gürcistan’da 104 hafta, Bulgaristan’da 58 hafta, Arnavutluk, Avustralya, Bosna Hersek ve İngiltere’de 52 hafta, Yunanistan’da 43 hafta, İrlanda’da ise 42 hafta doğum izni uygulanıyor.
Doğum izninin süresi kadar, izin döneminde çalışanların elde ettiği gelir de önemli bir başlık olarak öne çıkıyor. Türkiye’de memur ve işçi statüsündeki çalışanlar arasında doğum izni sırasında alınan ücret bakımından önemli farklılıklar bulunuyor.
Devlet Memurları Kanunu’na göre memurlar, doğum izni süresince fiili çalışmaya bağlı ödemeler dışında maaşlarının büyük bölümünü almaya devam ediyor. Örneğin öğretmenler ek ders ücretlerini alamasa da diğer mali ve sosyal haklarını almaya devam ediyor.
Buna karşılık işçi ve esnaf statüsündeki kadın çalışanlara doğum izni sırasında Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından geçici iş göremezlik ödeneği ödeniyor.
SGK, 4/a (SSK) ve 4/b (BAĞ-KUR) kapsamında çalışan kadınlara analık izni süresince geçici iş göremezlik ödeneği veriyor. Bu ödeneğin tutarı, çalışanın son 12 aylık prime esas kazancının üçte ikisi üzerinden hesaplanıyor.
2021 yılına kadar bu hesaplama son 3 aylık kazanç üzerinden yapılırken, suistimallerin önlenmesi amacıyla düzenleme değiştirilmiş ve 12 aylık ortalama kazanç esas alınmaya başlanmıştı.
Asgari ücretle çalışanlar açısından bu değişiklik önemli bir fark yaratmazken, asgari ücretin üzerinde maaş alan çalışanlar için doğum izni döneminde elde edilen gelirde azalma yaşanabiliyor.
Örneğin, 1,5 asgari ücret düzeyinde kazanç elde eden bir işçinin doğum izni dönemindeki ödemesi mevcut sistemde daha düşük seviyede kalabiliyor.
2021 yılı öncesindeki uygulama devam etmiş olsaydı, bu çalışana günlük 1.101 TL olmak üzere 24 hafta için toplam 184 bin 968 TL ödeme yapılacaktı.
Mevcut sistemde ise aynı çalışan için günlük 925,39 TL üzerinden hesaplama yapılıyor ve toplam ödeme yaklaşık 155 bin 465 TL seviyesinde gerçekleşiyor. Bu durumda çalışan yaklaşık 29 bin 502 TL daha az ödeme almış oluyor.
Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre 2025 yılında doğum izni kullanan 4/a kapsamındaki 410 bin 45 kadına 12 milyar 650 milyon lira, 4/b kapsamındaki 10 bin 255 kadına ise 291 milyon lira geçici iş göremezlik ödeneği ödendi.
Aynı yıl SGK’nın toplam harcamasının 5,56 trilyon lira olduğu dikkate alındığında, doğum izni ödemelerinde yapılacak artışın kurum bütçesi açısından sınırlı bir etkisi olacağı ifade ediliyor. Buna karşın söz konusu artışın, doğum yapan annelerin ekonomik yükünü hafifletmesi açısından önemli bir katkı sağlayabileceği belirtiliyor.