Orta Doğu’da bir süredir yüksek olan nükleer gerilim, geçtiğimiz günlerde ABD ve İsrail’in İran’a saldırması ve İran’ın dini liderinin öldürülmesiyle iyice tırmandı. Dünyada büyük yankı uyandıran operasyondan sonra ortaya çıkan detaylar, Hamaney’in yıllardır CIA ve Mossad tarafından takip edildiğini gösterdi.
Hamaney’in vefatının ardından uluslararası kamuoyunda en çok konuşulan iddia, İsrail asıllı aktivist David Keyes’ten geldi. Keyes, Mossad’ın Hamaney’in meşhur gümüş yüzüğüne bir dinleme cihazı yerleştirdiğini ve bu operasyonun bizzat “Şama Hakol” isimli bir ajan tarafından yürütüldüğünü öne sürdü. İddianın sahibi Keyes, bu tehlikeli görevin bir gün sinemaya aktarılacağını iddia etti.
Keyes açıklamasında, “Bunu açıklamaktan çekiniyordum ama madem eve döndü, Hamaney’in yüzüğüne dinleme cihazı yerleştiren Mossad ajanının adının Şama Hakol olduğunu paylaşabilirim. Şama çok yakın bir arkadaşım ve bu görev için muazzam bir risk aldı. Bir gün mutlaka film konusu olacak.” İfadelerinde bulundu.
İran kanadından konuya dair henüz resmi bir yalanlama gelmedi. Ancak bölge uzmanları, bu tür iddiaların psikolojik savaşın bir parçası olabileceğine dikkat çekiyor.

Anayasal olarak “Rehberlik” makamının boşalmasıyla birlikte gözler halefiyet sürecine çevrildi. Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’in babasının koltuğuna oturacağı iddiaları güçlü bir şekilde dile getirilse de, İran yasaları gereği yeni lider seçilene kadar yetkiler “Geçici Liderlik Konseyi”ne devredildi. Ayetullah Ali Rıza Arafi’nin de aralarında bulunduğu bu konsey, Uzmanlar Meclisi yeni lideri seçene kadar ülkeyi yönetecek. 40 günlük ulusal yas ilan edilen ülkede, bu sürenin sonunda İran rejiminin yeni yüzünün netleşmesi bekleniyor.
1939 doğumlu Hamaney, Şah rejimine karşı verdiği mücadeleyle Humeyni’nin en güvenilir ismi haline gelmişti. 1989 yılında Rehber seçildiğinde “mutlak yetkiyle” donatılan Hamaney, nükleer programdan dış politikaya kadar her konuda son sözü söyleyen isimdi. Azerbaycan Türkü kökenli bir aileden gelen Hamaney’in ölümü, sadece bir liderin kaybı değil, İran’ın yaklaşık 40 yıllık yönetim paradigmasının da sarsılması anlamına geliyor.